Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hayata geçirdiği düzenleme kapsamında 10 bin metrekare ve üzeri yeni binalarda yaşam döngüsü analizinin zorunlu olması ve düşük karbonlu bina sertifikasyonunun devreye alınması, gayrimenkul değerleme süreçlerinde çevresel veri kullanımını artırarak yeni bir dönemin sinyalini veriyor.
Bu gelişmeyle beraber binaların sadece operasyonel performansı değil, üretimden yıkıma kadar tüm yaşam döngüsüne ilişkin karbon etkisi de fiyatlama ve risk analizlerinin temel unsurlarından biri haline geliyor.
KARBON PERFORMANSI BİNA STOKLARINI ETKİLEYECEK Denge Değerleme Genel Müdürü Simla Budakoğlu Sönmezler, karbon performansının değerlemeye entegrasyonunun özellikle mevcut bina stokunda önemli bir ayrışma yaratacağını belirterek, “Uluslararası veriler gömülü karbonun artan etkisini net şekilde ortaya koyuyor.
UK Green Building Council'a göre gömülü karbon bugün yapılı çevre emisyonlarının yaklaşık yüzde 20'sini oluştururken, bu oranın 2035'e kadar yüzde 50'nin üzerine çıkması bekleniyor.
Bu tablo, mevcut bina stokunda değer ayrışmasını hızlandırıyor” dedi. KARBON PERFORMANSI YÜKSEK OLAN BİNALAR KİRA AVANTAJINA SAHİP Budakoğlu Sönmezler, bu dönüşümün bina sahipleri açısından doğrudan finansal sonuçlar doğuracağına dikkat çekerek, “Karbon performansı yüksek olan binalar daha güçlü bir değerleme ve kira avantajı elde ederken, düşük performanslı yapılar zaman içinde daha düşük değerlenen ve daha zor kiralanan varlıklara dönüşebilir.
Kurumsal kiracıların ESG kriterleri nedeniyle düşük karbonlu binalara yönelmesi bu ayrışmayı daha da belirginleştiriyor” ifadelerini kullandı. KARBON PERFORMANSI ZAYIF BİNALARIN ALICISI OLMAYACAK Budakoğlu Sönmezler ayrıca, bu sürecin piyasa açısından önemli bir risk alanı oluşturduğunu vurgulayarak, “Karbon performansı zayıf binalar yalnızca daha düşük değerlenmekle kalmayacak, ilerleyen dönemde alıcı ve kiracı bulmakta zorlanan, piyasada daha az tercih edilen varlıklar haline gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.