Avukat Mehmet Parlak, taşınmaz yatırımı yapmak suretiyle Türk vatandaşlığı edinmeye dair hukuki sorunları ve dava uygulamalarını anlatan makalesini yayınladı. Söz konusu makalede; 1-)“Yatırım Yoluyla Vatandaşlık” Nedir? T.
C’ de Taşınmaz Satın Almak Suretiyle “Türk Vatandaşı” Olmak Hukuken Hangi Şartlarda Mümkün? Suriye Cumhuriyeti Uyruklu Şahıslar Türkiye’ de Neden Taşınmaz Edinemezler? 2-) Vatandaşlık Davaları Nedir? "Vatandaşlık Başvurusunun Reddi” ve “Vatandaşlığın İptali” İşlemlerine Karşı Hangi Mercide Dava Açılır ? Bu Davalara Özgü Yargılama Usulleri Neler? 3-)Vatandaşlığın Kazanılmasında “Kamu Düzeni ve Güvenliğine Aykırı Olmama” İlkesi Nasıl Uygulanıyor? Yargı Uygulamaları Nedir? 4-)"Yatırım Yoluyla Kazanılan Vatandaşlık" ile "Olağan Vatandaşlık" Arasında Hak ve Yetkiler Açısından Ne Fark Var? Kanada Cumhuriyeti , Yatırım Yoluyla Grenada Devleti Vatandaşı Olanların Vizesiz Seyahat İmkânını İptal mi Etti? 5-) 3.
Napolyon, Fransa’da doğan Cezayirlilere Vatandaşlık Hakkı Tanımayı “İslam’dan Vazgeçmeleri” Şartına mı Bağladı? Ünlü romancı- düşünür Herman Hesse Alman Vatandaşlığını Bırakıp İsviçre Vatandaşlığına Nasıl Geçti? başlıkları yer aldı.
Avukat Mehmet Parlak'ın makalesi şu şekilde: Yabancı Taşınmaz Yatırımcılarının Devlet İle İmtihanı: Vatandaşlık Red Kararları Aleyhine Açılan İptal Davaları Üzerine… Evet, şu yeryüzünde yani dünya denilen gezegende “Komorlar” (Comores) ya da diğer adı ile “Komorlar Birliği” diye bir devlet var arkadaşlar.
Haberdar mısınız? 2013 yılında İzmir şehrimizin “Expo adaylığı” nın Paris’teki PR-Lobi çalışmalarını yürüten ekipte görevlendirildiğimde Komorlar Birliği(Comores)’nin Paris elçiliğini ziyaret edip “İzmir” için oy istemiştim.
Hatırladığım kadarıyla, Komorlar Birliği devletinin elçiliği Paris’ in kuzeyinde izbe bir binada faaliyet gösteriyordu ve büyükelçileri; nüktedan, açıkgöz ve açık sözlü bir beyefendi idi.
Expo oylamasında İzmir’ e oy vermek için bizim heyetten “3 adet Türkiye bursu” ve ülkesindeki adalardan birisi için de “liman inşası” talep etmiş idi.
Bizden “liman inşası” talep eden devleti de Paris’ deki büyükelçisini de unutmamı kimse beklemesin. Bu nedenle,ogün bugün yani 2013 yılından itibaren Komorlar Birliği devletini yakinen izliyorum.
2013 yılına kadar benimde varlığından haberdar olmadığım “Komorlar Birliği”ne dair bir takım bilgilerimi sizlere arz edip asıl mevzuya geleyim: “Komorlar Birliği”, Hint Okyanusu’nun batısında Mozambik ile Madagaskar arasında olan bir ada devleti.
Nüfusunun önemli bir bölümü Müslüman Arap kökenli devletin “asıl” ismi “Kamer Adaları”. Bu adalar topluluğu devletine “Kamer Adaları” denmesinin sebebicoğrafyasının görüntü olarak aya benzemesi.
Devletin “Kamer Adaları” olan adı Fransız sömürge döneminde “Comores”e dönüşmüş. “Komorlar Birliği” nüfusunun çoğunluğu Müslüman Araplardan oluşan bir devlet olması nedeniyle Malta, Güney Kıbrıs ileSaint Kitts ve Nevis, Dominika,Grenada, Antigua ve Barbuda, Saint Lucia gibi Karayip ülkelerinden farklı bir yapı arz ediyor ve yatırım yoluyla vatandaşlık veren ülkeler piyasasında“körfez ülkelerine” yönelikrekabetçi politikaları da dikkat çekiyordu.
Bu rekabetçiliği bağlamında “Comores” e yatırımcı çekmek üzere yayınlanan bir ilanı sizlere takdim edeyim: “Komor Adaları size yatırım ve iş yapma potansiyelinin yanı sıra bozulmamış plajlarında rahatlama imkânı vaat ediyor.
… …. …. Komor Adaları maddi varlıklarınız için çok iyi bir koruma sağlar ve size kendi ülkenizde elde edemeyeceğiniz kadar özgürlük sunar. Komor vatandaşlığı elde ettiğinizde, hükümet, isterseniz anavatanınıza bu durumu haberdar etmeyecektir, bizim için gizliliğiniz çok değerlidir.
Komorlar ’da yaşamak harika bir seçenek olmasına rağmen, vatandaşlığını elde etmek için ikamet zorunluluğu da bulunmamaktadır. ”. Komorlar Birliği devletinin bu şehvetli,gizliliğe hassas, ikamet şartı da aramayanyatırım yoluyla vatandaşlık satışı reklam ve ilanları ile zihnim meşgül iken sürpriz bir gelişme oldu.
Budapeşte’ de yaşayan İran kökenli dostum RezaMohtarigeçen haftaki “İdare Hukukunun Yetim Çocuğu: Fikri Haklar” makalemi okumuş ve bunun üzerine hasbihal için beni aramış.
Onunla, Victor Orban’ ın seçim kaybetmesinden de 2013 yılının o yağmurlu Budapeşte sonbaharındaki gecedende lafladık. Konular uzadı ama esasen Reza’ nın bir maruzatı var imiş.
“Sen avukatsın, bilirsin. Ben, uzun yıllardır memleketim olan İran’a siyasi sebeplerle giremiyorum. Türkiye’ yi de kültürü, dil ve insan yapısı olarak kendime yakın görüyorum.
Türkiye’ de taşınmaz satın alarak vatandaşlık edinebildiğini öğrendim. Etnik Farsi ve mezhepsel şii/caferi olmamınTürk vatandaşlığını kazanmamda bir mahsuru olur mu?” diye sual eyledi.
Hani öyle derler ya, “Ula Rıza”: Komorlar Birliği’ ninrekabetçi taşınmaz satış reklamlarının üzerine Reza’ nınvatandaşlıkile ilgili sorusugelince benim için de bu haftanın makale konusu belli oldu: “Yabancıların Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Edinmesi ve İdari Yargıda Açılan İptal Davaları.
” Hayırlı olsun, başlayalım. 1-) “VATANDAŞLIK” NEDİR?“TAŞINMAZ SATIN ALMAK SURETİYLE VATANDAŞLIK” KAZANMAYA DAİR HUKUKİ MEVZUAT NELERDEN OLUŞUR? Başta Anayasamız olmak üzere mevzuatımızda vatandaşlık tanımı nasıl yapılmaktadır? 1982 Anayasasının 66 ncı maddesinde“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” veya 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunun 3 ncü maddesinde “Türk vatandaşı: Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişi.
” gibi ifadeler bulunmaktadır. Ancak, bu ibareler vatandaşlığı tanımlayan ifadeler, açıklamalardeğildir. Öte yandan, 1997 tarihli Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesinin “Tanımlar” üst başlıklı 2 ncimaddesinin (a) fıkrasına göre vatandaşlık;“kişinin etnik kökenini ifade etmeyen kişi ile Devlet arasındaki yasal bir bağ” dır.
Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi esaslı unsurları ile bir vatandaşlık tanımı yapmak yerine bu statü ile “etnik köken” arasında ilişki olmadığını ve bu statünün tamamen hukuki olduğunu belirlemektedir.
(Sözleşmenin 2/(a) fıkrasının İngilizce metni şu şekilde: “Nationality” meansthe legal bondbetween a personand a Stateanddoes not indicatetheperson'sethnicorigin. ) Dolayısıyla, Avrupa Vatandaşlık sözleşmesi vatandaşlık tanımını tamamen hukuki bir zeminde tarif etmiş olup vatandaşlık ile kültür, dil, tarih ve siyasi bağ ilişkisi kurmamıştır.
Şahsi kanaatime göre ise vatandaşlık; kişilere siyasal haklar (seçme-seçilme), sosyal haklar (eğitim, sağlık, sosyal güvenlik) ve ekonomik haklar (çalışma, mülkiyet) sağlayan hukuki bir statüolarak tanımlanabilir.
Evet, Türk hukukunda vatandaşlıkmevzuatını T. CAnayasasının 66 ncı maddesi, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, imza ve onaydan geçtiği için bağlayıcı hale gelen 1997 tarihliAvrupa Vatandaşlık Sözleşmesi, vatansızlık ve çifte vatandaşlık etraflı uluslararası sözleşmeler ile yönetmelik ve sair adlarla yürürlüğe konulan düzenleyici işlemlerteşkil eder.
Nihayet, gelelim asıl konumuza yani yatırım yoluyla vatandaşlık kazanmanın mevzuatına:Esasen, taşınmaz satın alınması suretiyle vatandaşlık verilmesi uygulaması Türkiye’de 12 Ocak 2017 tarihli ve 2016/9601 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik değişikliğiyle başlamıştır.
Ancak, Türk hukukunda “yatırım” ve onun bir türü olarak“taşınmaz satın alarak vatandaşlık kazanılması”5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunun 12 nci, Türk Vatandaşlığı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 20 nci maddesi, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün genelge, uygulama talimatları gibi idari düzenlemeleriile hukuki çerçeveye kavuşturulmuştur.
Öte yandan, yabancıların taşınmaz edinerek Türk vatandaşlığı kazanması sürecinde özellikle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün (TKGM) genelge, kılavuz ve benzeri düzenleyici hukuki işlemleri (idare hukukunda “adsız düzenleyici işlemler” olarak adlandırılır) belirleyici ve yön tayin edici olmaktadır.
2-)”TAŞINMAZ YATIRIMI YOLUYLA VATANDAŞLIK BAŞVURUSU” YAPAN YABANCILARIN TALEPLERİ HANGİ GEREKÇELERLE REDDEDİLİYOR? Türkiye’de vatandaşlık tarihsel olarak uzun süre soy bağı (jussanguinis),evlilik,uzun süreli ikamet veiskân politikaları üzerinden kazanılırken 2017 yılından itibaren Türk vatandaşlığı açık biçimde bir yatırım aracı haline gelmiştir.
Dolayısıyla, yatırım merkezli vatandaşlık başvurularının incelemesi konusunda Türk idari otoriteleri yeni yeni tecrübe kazanıyor denilebilir. 10 yıl içerisinde İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülenvatandaşlık başvurusu incelemelerininneticelerine göre en yaygınred sebepleri, a) Taşınmazın değerinin eksik/yüksek gösterilmesi, b)Sahte ekspertiz raporu sunulmasıc)Başvuru sahibi hakkında kamu düzenine ve güvenliğine aykırılık tespiti yapılmasıdır.
Görüldüğü üzere vatandaşlık başvurularının reddi sebeplerinden sonuncusu taşınmazı satın alınan yabancıya diğer hususlar ise satın alınan taşınmaza ilişkindir.
3-)HANGİ ÜLKE VATANDAŞLARI TC’ DEN TAŞINMAZ SATIN ALAMAZ? SURİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLARI İLE İLGİLİ ÖZEL HUKUKİ DÜZENLEME NEDİR? “Gayrimüslim Osmanlılar” ile “müslim Osmanlılar” arasında eşit hukuki haklara sahip olunması esasını düzenleyen 1856 tarihli Islahat Fermanından itibaren ülkemizde yabancılara taşınmaz satışı belirli kısıtlamalar dâhilinde her daim mümkün idi.
Ancak, yabancılara taşınmaz satışı (mülk satışı) uygulamalarının tarihsel olarak 1838 uluslararası ticaret anlaşması, Duyun-u Umumiye ve Kapitülasyonlar gibi uygulamalara paralel gelişmesi nedeniyle hem devlet hem de toplum nezdinde kaygı ile izlenmiştir.
Bir “bit yeniği”, “gâvur parmağı” aranır bu tür işlerde… Bu tarihsel endişe ve korkulara rağmen dünya ölçeğinde rağbet gören “yatırım yoluyla vatandaşlık”(citizenshipbyinvestment), “yatırım yoluyla ikamet” (residencebyinvestment: golden visa), “yatırım temelli göç programları” (investmentmigrationprograms) şeklindeki vatandaşlık ve ikamet uygulamaları Türkiye’ de de kabul görmüştür.
Bu gelişmeler neticesinde 2016 yılı ve devamında Türk vatandaşlık ve mülkiyet mevzuatında değişiklikler yapılarak “taşınmaz yatırımı” (satın alınması) yapılması suretiyle yabancılara T.
C vatandaşlığı verilmesi uygulaması ülkemizde yaygınlaşmıştır. Peki, hangi ülke vatandaşları Türkiye’ den taşınmaz satın alamaz? Türkiye’de yabancıların taşınmaz satın almaları konusu uzun yıllar mevzuatımızda devletlerarası “karşılıklılık” ilkesine bağlı olarak düzenlenmişti.
Ancak, 2003 yılında Tapu Kanunu’nun 35 nci maddesinde yapılan değişiklikile bu şart kaldırılarak yabancıların Türkiye’ de taşınmaz satın almasında Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen “yasaklı ülkeler listesi” uygulamasına geçilmiştir.
“Yasaklı ülkeler listesi”uygulaması; uluslararası ilişkiler, güvenlik ve kamu düzeni gerekçeleriyle her an yenilenebilir esneklikte bir idare hukuku tasarrufudur.
Yürürlükteki listeye göre yasaklı devletler;Suriye, Ermenistan, Kuzey Kore, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Küba’ dır. Yasaklı devletler listesindeki Suriye Cumhuriyeti vatandaşları bakımından özel bir hukuki kısıtlama mevcuttur.
Suriye uyruklu tüzelkişiler ile Suriye vatandaşı gerçek kişilerin Türkiye’ de taşınmaz edinmesi 1927 tarihli 1062 sayılı Mukabele-i Bilmisil Kanunu'na göreyasaktır.
1062 sayılı Kanun,Suriye vatandaşlarının Türk vatandaşı olmasına engel değildir, bu kanun sadece taşınmaz edinim haklarını sınırlamaktadır. Vatandaşlık kazanımı ayrı bir hukuki rejime, yani 5901 sayılı Kanun’a tabidir.
Özetle ve sonuç olarak;Suriye vatandaşları“taşınmaz satın almak” suretiyle Türkiye’ de istisnai vatandaşlık kazanamazlar amadiğer usullerle Türk vatandaşlığı kazanmaları bakımından herhangi bir hukuki engel bulunmamaktadır.
4-) TAŞINMAZA İLİŞKİN “UYGUNLUK RAPORU” NEDİR? BU RAPORU DÜZENLEME YETKİSİ HANGİ KURUM VE KURULUŞTA? Uygunluk raporu; yabancıların taşınmaz edinimi veya vatandaşlık başvurusu için satın alınan gayrimenkulün yasal şartlara uygunluğunu gösteren resmi belgedir.
Bu resmi belge, yabancının satın aldığı taşınmazın vatandaşlık kazanımı için gerekli şartları karşılayıp karşılamadığını resmi olarak teyit etmek amacıyla düzenlenir.
Bu resmi bir belgedir ve söz konusu belge Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenmektedir.
Yukarıda değindiği üzere yabancıların taşınmaz satın almak suretiyle vatandaşlık başvurularının temel red gerekçeleri arasında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü(TKGM) tarafından düzenlenen“uygunluk raporu”ile lisanslı kuruluşlarca verilen “gayrimenkul değerleme raporları”nın gerçeğe aykırı ve sahte şekilde düzenlenmesi yer almaktadır.
Bu eylemler, idare hukuku açısından “başvurunun reddine” neden olmak dışında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ nun 204 ncü maddesi kapsamında “resmi evrakta sahtecilik” suçunu da oluşturmaktadır.
5-)TAŞINMAZ SATIN ALMA SURETİYLE AÇILAN VATANDAŞLIK DAVALARININ HUKUKİ NİTELİĞİ NEDİR? “VATANDAŞLIĞIN REDDİ” NE DAİR DAVALARDAKİ KRİTİK KONULAR NELER? Vatandaşlık davaları, genel olarak tüm icraivatandaşlık işlemleri ile“vatandaşlık başvurusunun reddi”ve “vatandaşlığın iptali” türündeki İçişleri Bakanlığı idari işlemlerialeyhine 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde açılan idari davalardır.
Bu davalar, idari yargıya özgü yargılama usulleri çerçevesinde çözüme kavuşturulan uyuşmazlıklardır. Bu bağlamda, taşınmaz yatırımı yapılması üzerine İçişleri Bakanlığı’na yapılan “istisnai vatandaşlık” başvurusunun reddi şeklindeki olumsuz idari işlem de vatandaşlık davaları kapsamındadır.
Türkiye’ de taşınmaz yatırımı yapan yabancı kişinin başvurusu İçişleri Bakanlığı tarafından taşınmaz alımına esas resmi evrakların kontrolü(tapu, harçlar, uygunluk belgesi vs.
) ile kamu düzeni ve güvenliği yönünden arşiv/istihbarat incelemesinekonu edilir. Bu incelemeidari usullere dayalı bir karar sürecidir. İdari incelemeden sonra yabancı hakkında “Türk vatandaşlığı”kararıverilmiş ise artık ilgilinin kimlik belgesinin düzenlenmesi ve teslimiaşamasına geçilir.
Sorun, vatandaşlık başvurusunun uygun bulunmayarak reddedilmesi halinde ortaya çıkar. Vatandaşlık başvurusu reddedilen yabancı 1997 tarihli Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesine de uyumlu şekilde Ankara İdare Mahkemelerinde 60 günlük sürede iptal davası açmak imkânına sahiptir.
Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki, T. C’ de taşınmaz edinilmesi suretiyle Türk vatandaşlığı verilmesi (yatırım yoluyla vatandaşlık)uygulamasına 2017 yılından itibaren başlanıldığı için bu hususa dair idari yargı içtihat ve yaklaşımları yeni yeni şekillenmeye başlamıştır.
Bu nedenle; Türk yargısında yatırım yoluyla vatandaşlık davaları henüz çok geniş ve sistematik bir içtihat alanı oluşturmuş olmamakla beraber idare yargı mercilerinin ( idare mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay)önlerine gelen uyuşmazlıklara ilişkin olarak birkaç başat yaklaşımlarıistikrar kazanmış görünmektedir: a)Devletin “takdir yetkisi mutlaktır” yaklaşımı belirgindir: 400.
000 USD bedelli bir taşınmaz satın almak ve diğer yatırım şartlarını sağlamak otomatik biçimde vatandaşlık kazanıldığı anlamına gelmez. Vatandaşlık, egemenlik yetkisiyle bağlantılı bir kamu hukuku işlemidir.
Devlet, milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından ayrıca değerlendirme yapabilir. Bu nedenle idare mahkemeleri ve Danıştay“Yatırım şartı gerçekleşmiş olsa bile vatandaşlık verilmesi konusunda idarenin mutlak takdir alanı vardır”yaklaşımına yakın durmaktadır.
b)Taşınmazın “gerçek yatırım incelemesine” konu edilmesi idari yargı tarafından da benimsenmiştir: Taşınmaz edinilmesi suretiyle vatandaşlık edinilmesi etraflı davalarınönemli bölümü taşınmaz değerinin gerçeğe aykırı gösterilmesi, ekspertiz manipülasyonu, muvazaalı satışlar, aynı taşınmazın zincirleme şekilde vatandaşlık amacıyla kullanılması ile satış bedelinin gerçekte ödenmemesi maddi vakıalarına dayanmaktadır.
Bu tür durumlarda, İçişleri Bakanlığı tarafından tesis edilen yabancıyavatandaşlık verilmemesiveya verilmiş olan vatandaşlığın sonradan geri alınmasıyönündeki idari işlemler aleyhine açılan iptal davaları Mahkemeler tarafından reddedilmektedir.
c-) “Güvenlik Merkezli Yaklaşım”: İkamet şartı aranmaksızın tanınan bir istisnai vatandaşlık türü olması nedeniyle Türkiye’ de taşınmaz edinen yabancı hakkında devletin güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından hazırlanan soruşturma raporları kritik önemdedir.
Pratikte deyabancılar ile ilgili olumsuz güvenlik soruşturması veya arşiv araştırma raporları vatandaşlığın reddi işleminin“sebep” unsuru olduğundan bu husus yargı denetiminin ana unsuru haline gelmektedir.
İdare Mahkemeleri başvuru sahibi yabancı ile ilgili terör örgütü bağlantısı, uluslararası yaptırım listesi kaydı, organize suç ilişkisi, sahte belge kullanımı, kara para şüphesi gibi somut veriler varsa ret işlemi aleyhine açılan davaları reddetmektedir.
Öte yandan; yabancı hakkındaki güvenlik arşiv araştırması raporunda yalnızca soyut bilgi, gerekçesiz güvenlik kaydı, açıklanmayan değerlendirme notlarıile işlem bulunuyor ise idare Mahkemelerinin açılan iptal davalarını davacı lehine kabul etmesi gerekir.
Ancak, Danıştay ve idare mahkemelerinin yatırım yoluyla vatandaşlık davalarında 2017 sonrası Türk kanunların ruhunun aksine “kamu düzeni ve devlet takdiri eksenli” bir yaklaşım sergileme eğiliminde oldukları söylenebilir.
6-)YABANCILARIN “KAMU GÜVENLİĞİ-DÜZENİ” İNCELEMESİ NASIL YAPILMALI? KANADA DEVLETİ, KARAYİP ADA DEVLETLERİNDEN GELEN VİZE TALEPLERİNİ NEDEN ÖZEL İNCELEMEYE TABİİ TUTTU? Vatandaşlığın kazanılmasında kamu düzeni ve güvenliğine aykırı olmama ilkesi en tartışmalı alanlardan biridir.
İdare mahkemelerinde görülen vatandaşlık davaları bölümünde belirttiğim üzere yabancı yatırımcıya vatandaşlık verilmesi sürecindeki “güvenlik-arşiv incelemesi” kritik öneme haizdir.
Zira,ikamet şartı aranmayan ve Türk dili ile kültürüyle doğrudan bağı bulunmayan yatırımcıya vatandaşlık verilmesihem yararlandırıcı ülke hem de “Türkiye ile vize muafiyetli üçüncü ülkeler” bakımından riskli sonuçlar doğurma potansiyeli taşır.
Bu bağlamda; yatırım yoluyla vatandaşlık vermeleriyle ünlenen Karayip ada devletleri (özellikle Grenada) ile Kanada Cumhuriyeti arasında kısmi diplomatik soruna da dönüşen vize meselesine değineyim: Kanada devleti, Grenada başta olmak üzere SaintsKittsand Nevis, Dominika, Antiqua ve Barbuda, Santa Lucia gibi ada devletlerinin pasaportlarıyla ülkelerine girmek isteyen bazı kişileri özel incelemeye tabii tutmuştur.
Ayrıca, muhatap devletlerden yatırım yoluyla vatandaşlık verecekleri kişilerle ilgili “kimlik doğrulama”, “fon kaynaklarının incelenmesi”, “suç geçmişi araştırması”, “yaptırım listelerinin taranması” etraflı sıkı denetim talep etmiştir.
Ancak, devletler açısından “milli güvenlik” ve “kamu düzeni” etraflı incelemelerin sıkılaştırılması oldukça önemli olmakla beraber bu incelemelerin yöntemi ve usulünü her coğrafyada yeknesak kılmak ve uygulamak hiç de kolay değildir.
Bekleneceği üzere“yatırım yoluyla vatandaşlığın kazanılmasında” milli devletlerin takdir yetkisi çok geniştir. Ancak, milli devletlerin geniş takdir yetkisi hususu yargısal denetimde “ölçülülük” ve “yerindelik” etraflı incelemeyi de zorunlu kılmaktadır.
İyiniyetli yatırımcılar bakımından soruna baktığımızda ise öncelikle “milli güvenlik”,“kamu düzeni” gibi kavramların muğlaklığı etnik ve dini kimlikler üzerinden keyfî değerlendirme riskini doğurabilmektedir.
Daha da önemlisi ülkemizin vatandaşlık alıcıları arasındaki Irak, Suriye; Filistin, İsrail, İran, Çeçenistan; Dağıstan, Yemen gibi siyasi istikrarı sorunlu ve iç çatışma potansiyeli yüksek ülkelerin yatırımcı vatandaşları hakkında muhatap devletlerce sunulan veri ve bilgiler ne kadar sıhhatli kabul edilecektir? İsrail vatandaşı bir sünni Arap veya İran vatandaşı bir sünniBeluç hakkında muhatap ülke makamlarının sunduğu veri ve yorumlar nasıl analiz edilmelidir? Öte yandan, Fiji adasından bir taşınmaz yatırımcımızın güvenlik-arşiv araştırmasını hangi kurum, kuruluş ve yöntemlerle sıhhatli şekilde icra edebileceğimiz hususu da tartışmalıdır.
Evet, soru ve sorunların ciddiyeti ortadadır. Dolayısıyla; taşınmaz satın alınması ve genel olarak yatırım yoluyla vatandaşlık veren devletlerin İçişleri Bakanlıklarında “alan-sektör tecrübesi” ve uluslararası ilişkiler tecrübesi sahibi nitelikli personel istihdamının önemi açıktır.
Aksi takdirde, iyiniyetli yatırımcılaraleyhine ağır zararların doğmasına yol açılabilecektir. Evet, tüm bu dilemma ve zorluklara rağmen Türkiye’ de hukuk devleti ve yatırımcı haklarının korunması ilkeleri bağlamında “kamu düzeni ve güvenliğine aykırılık” tespitine dayalı vatandaşlık red işlemleri de Avrupa Vatandaşlık sözleşmesi ile uyumlu şekilde yargı denetimine açıktır.
Yargısal denetimde kişiler hakkında olumsuz tespitlerde “somut” ve “güncel tehlike” ölçütü gözetilmekte ve salt soyut gerekçelerle yapılan olumsuz değerlendirmelere itibar edilmeyerek vatandaşlık reddi kararı iptal edilebilmektedir.
7-)“EVLATLIĞA” EVLAT EDİNENİN VATANDAŞLIĞINI VEREN TÜRK VATANDAŞLIK KANUNUNUN 17 NCİ MADDESİ SÜNNİ-HANEFİ FIKHINA UYGUN MU? İBRAHİM HALEBİ’ NİN “MÜLTEKA” SI BU KONUYA NE DİYOR? Arkadaşlar, vatandaşlık hukuku makalesi yazarken bu dini-fıkhi tartışma da nereden çıktı demeyiniz.
Son yıllarda ülkemizin yüksek yargı mercilerindeki açılış-kapanış toplantılarında bile ağır-ağdalı “ilmihal dili”üsluplu konuşmalar yapıldığını görünce ben de kendimi durduramadım ve “Hele bir durun.
Ben de sektörde varım” dedim. 1000 yılı aşkın zamandır Müslüman olan bir toplumun ferdi olarak kültürümüzün de genel kabul gören ahlak anlayışımızın da asli unsuru haline dönüşmüş dini mübin-i İslam’ a dair fikir serdetmek de beis yoktur diye düşündüğümden ihtiyaç oldukça çağdaş hukuk müesseselerinin dini-fıkhi boyutlarını da yazmaya çalışacağım.
Böyle bir kararı vermemde, 20 yıldır Türk İdare hukukunu amiral gemisi gibi tek başına sırtında taşıyan ve devasa hizmetler üreten Kemal Gözler hocamızın “Fıkıh-Hukuk İlişkisi” kitabının etkisini de belirtmeliyim.
Bu kıymetli kitabı okuduktan sonra modern kanunlar ile dini-fıkhi kaynaklarımızdaki “müessese ve ilkeleri” karşılaştırma alışkanlığım iyice gelişti. Bu çerçevede, “evlatlık” bizim gibi İslam’ ınHanefi fıkhını dini yorumunun merkezine koyan bir toplumda modern hukuk ilke ve kurallarıyla karşılaştırma yapmak açısından oldukça münbit bir müessese.
(Bu arada, Hanefi fıkhı deyince de İbrahim Halebi’ ninMülteka’l-Ebhur (kısa adı ile Mülteka) kitabını da tüm hukukçu dostlarıma tavsiye ederim. Halebi’ ninMültekakitabı 1500’ lerin ortasından itibaren Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmaktan başka kadı ve müftülerin el kitabı niteliğinde bir hukuk kaynağıdır ve 17.
000 kadar fıkhi/hukuki meseleyi derlemiştir. Mülteka, halen caridir ve birçok dini kaide ve kural olarak bilinen hususun kaynağıdır. ) Halebi’ nin“Mülteka”sından incelenip görüleceği üzere İslam’ın Hanefi fıkhından etkilenen Türk-Osmanlı hukuk geleneğinde “evlatlık”(tebenni) edinmek caiz görülmediğinden evlatlığınmirastan yararlanılması da uygun görülmez.
Ahzap Suresi 4 ve 5 nci ayetlerininhanefi fıkhı merkezli yorumuna dayalı bu yasaklama “İsviçre’ den alındı” denilen Türk Medeni Kanunu uygulamasında da 1990 yılına kadar kısmen devam etmiştir.
Şimdi, mevzumuz açısından konu şu: Türk Vatandaşlığı Kanununun 17 nci maddesine göre “evlatlık”, evlat edinenin vatandaşlığına geçme hakkına sahiptir.
Aile Mahkemesi tarafından verilen “evlat edinme” kararının hukuken kesinleşmesini müteakip evlatlık dilerse evlat edinenin vatandaşlığına geçebilir. (Bak şu modern hukuka? “Evlatlığa” miras hakkı tanıdığı yetmezmiş gibi bir de evlat edinenin vatandaşlığına geçme hakkı tanımış…) Peki, Türk Medeni Kanunun 305 ile 320 maddeleri, Türk Vatandaşlığı Kanunun 17 nci maddesi ile Ahzap Suresi 4-5 ve Mülteka isimli kaynak eserimizdeki yasaklama hükümlerini nasıl mezcedip tevil edeceğiz? Bir de Türk Medeni Kanunun 320 nci maddesi ile “evlat edinilmesine aracılık faaliyetleri” ne de izin verildiği dikkate alındığında bu müesseseye dair dini yorumumuz oldukça önemli hale geliyor.
(En az “faiz” kadar. )Evlatlığın evlat edinenin vatandaşlığını kazanması hakkına dair nihai kanaatim sorarsanız, el cevap: Evlat edinmenin bizzat kendisinin “caiz olmaması” nedeniyle mirastan ve dahi evlat edinenin vatandaşlığından yararlanabilmesi hususunda “karamsar” olduğumu söylemekle yetinmek istiyorum.
Gerisini “büyüklerimizin” uhdesine ve içtihadına emanet ederim. SONUÇ :NAPOLYON’ UN FRANSIZ MEDENİ KANUNU’NU, JACQUES BREL’ İN FLAMANLIĞI İLE İRANLI REZA’ NIN CAFERİ FIKHI’NIN GÖLGELERİNİ AŞARAK“YATIRIM VATANDAŞLIĞI” NI KAZANMAK… Türkiye’de ve dünyanın birçok memleketinde “vatandaşlık” kavramı üzerinden hararetli tartışmalar yaşanır, büyük sözler edilir, tansiyonu yüksek siyasi nutuklar atılır.
Bu öyle bir iştir ki; “cibilliyet”, “milliyet”, “ekalliyet” birbirine karışır. Bir yerden sonra “vatan savunması” mı yoksa“vatandaşlık” mı konuştuğunuzu unutursunuz.
Sevgili dostlar, vatandaşlık bahsi zor konudur, zor. O kadar ki, benim favori şarkıcım rahmetli JacquesBrell’ e vatandaşı olduğu Belçika’ daki Flaman/Valon etnik gerilimini hicveden LesFlamingants(1977) ve LesFlamandes (1959) şarkıları yaptırıp kendisine de ben “Fransızca konuşan bir Flaman’ ım” dedirtmiştir.
(Laf gelecek, biliyorum ya hemen “ön alayım”: Şair bir dostum var, adı sizde kalmasın… O da, “Mehmet, ben etnik olarak Kürt kökenliyim ama şiirimi Türkçe yazıyorum.
6 şiir kitabım da Türkçe basıldı, yayınlandı. Ama, nedendir bilemiyorum sürekli “kürtçülük” ile itham ediliyorum” dedi idi. ) “Yatırım yoluyla vatandaşlık” verilmesi uygulamasını destekleyen bir liberal bakış açısını savunuyorum.
Zira, ünlü Alman yazar HermanHesse’ in 1930’ ların Nazi Almanya’sından da onun faşizminden de “doğum esası” ile kazandığı İsviçre vatandaşlığı sayesinde kaçınabilme imkânını bulabildiği biliniyor.
Iraklı dostlarımın sadece Avrupa ülkelerine ihracat yapabilmek için Türk vatandaşlığı almak için döktükleri alın terini de anlatmakla bitiremem. Vatandaşlık başvurusu güvenlik gerekçesi ile reddedildiği için bağrını döverek ve gözyaşları içinde ofisime adeta sığınan“Kosova Türk’ ü Fatma” adına açıp kazandığımız vatandaşlık davamızın öyküsü ve sürecini de…(Böyle zamanlarda uzun uzun susuluyor.
) İnsanların, zaten biricik olan hayatlarında “seçenekleri” olmalı. “Charles-Louis NapoléonBonaparte’ (3. Napolyon- 1808/1873) da Fransa’ da doğan ve yaşayan Cezayir kökenli Müslümanları“şer’i hukuka” değilFransız Medeni Kanununa uyacaklarını taahhüt etmeleri şartı ile Fransız vatandaşlığına kabul etmişti.
Bu iş, böyle bir iş. O nedenle, yatırım yoluyla veya başka seçenekler ortaya konulması suretiyle vatandaşlık kazanılmasını da “çoklu vatandaşlığı” da hem hukuken hem de siyaseten destekliyorum.
Bu arada, “Güzel, güzel anlatıyorsun da… Dostum, kardeşim dediğin Reza’ nınvatandaşlık sorusunu unuttun, cevaplamadın?” dediğinizi duyar gibi oldum. “Yok, hayır.
Reza’ yı unutmadım. ”Reza’nın sorusuna ayrıntılı şekilde hukuki dayanaklarını da göstererek suretiyle cevap verdim: “. Gel kardeşim, hazırla 400 bin USD parayı, gel.
Sana, güzel orta sınıf bir villa alalım. Burada, sana kimse vazgeç Şii/Caferilikten Sünni/Hanefi-şafii ol diyecek değil. Ziya Gökalp’ in “Irk, at cinsinde aranır” sözü de Cumhuriyetimizin şiarıdır” dedim.
Bir de uyarı yaptım Reza’ ya. Dedim ki; “Bak kardeşim, biz de “vatandaş başka”, “vatan evladı” başka. Sen de vatandaş olunca hemencecik kendini “vatan evladı” oldum zannetmeyeceksin bir de durup dururken Şaha gitmeyeceksin”.
Anladı, “Fahmidamdâdâş” diye tasdik eyledi. …. Uzun bir makale oldu. Epey de dolaştık dünyayı ama yine bir sürü şeyi anlatamadım. Türk asıllı Alman Yönetmen İlker Çatak’ın “Söz Senettir (Es giltdasgesprocheneWort.
) filmindeAlman vatandaşlığı peşinde olan Baran’ ı da,Grenada’da resmi törenle araç teslimi yaptığım günkü heyecanımı da ve hakeza Manuel AntonioNoriega ‘ lı Panama devletinindünyadaki vatandaşlık politikalarına etkilerini yazamadım.
Olsun, birgün onları da yazarız nasipse. Kendinize iyi bakın “dadaşlar”… Av.
Mehmet Parlak Mail: mehmetlegaladviser@gmail. com.