İstanbul Planlama Ajansı (İPA), beklenen büyük İstanbul depremi öncesinde kentin nabzını tutan kapsamlı bir "Afet Bilinci Araştırması" yayımladı. Konu ile ilgili olarak paylaşılan detaylara göre İstanbul Barometresi’nin Aralık ayı raporu için 761 İstanbullu ile yapılan görüşmeler, vatandaşların yüksek endişe duymasına rağmen hazırlık aşamasında ciddi engellerle karşılaştığını ortaya koydu.
EN BÜYÜK KORKU DEPREM Aktarılan bilgilere göre yapılan araştırmaya katılan İstanbulluların yüzde 94,1’i için en büyük tehdit deprem. Depremi sırasıyla yangın ve sel baskınları izliyor.
Ancak bu yüksek risk algısı, her zaman somut önlemlere dönüşmüyor. Katılımcıların yaklaşık yüzde 32’si yaşadıkları binanın depremde ya tamamen yıkılacağını ya da ağır hasar alacağını öngörüyor.
Buna rağmen, binasına "çürük" raporu verilse dahi taşınamayacağını belirtenlerin yüzde 70,6’sı bu durumu maddi yetersizliklere bağlıyor. Alt sosyoekonomik gruplarda bu oran yüzde 78,6’ya kadar yükselerek, güvenli konuta erişimin önündeki en büyük bariyerin ekonomik şartlar olduğunu kanıtlıyor.
Anket sonuçları, ev içindeki fiziksel önlemlerin de yetersiz olduğunu gösteriyor: Eşya Sabitleme: Katılımcıların yarısından fazlası (yüzde 50,3) evindeki eşyaları sabitlemediğini itiraf etti.
Eşyalarını tamamen sabitleyenlerin oranı ise sadece yüzde 26,4’te kaldı. Acil Durum Çantası: Deprem anında hayati önem taşıyan acil durum çantasına sahip olanların oranı yüzde 37,3 ile sınırlı kaldı.
Toplanma Alanları: Yaşadığı bölgedeki resmi toplanma alanını bilenlerin oranı yüzde 55,6 olarak ölçüldü. BİLGİ VAR UYGULAMA EKSİK İstanbulluların yüzde 85,7’si yakın gelecekte yıkıcı bir deprem bekliyor.
"Yaşam üçgeni" kavramını bildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 64,8 iken, katılımcıların yüzde 88,4’ü tesisat girişlerini (elektrik, su, gaz) nasıl kapatacağını bildiğini beyan etti.
Dikkat çeken bir diğer veri ise kadercilik algısı oldu. Katılımcıların yüzde 37,1’i "tedbir almanın kaderi değiştirmeyeceği" görüşüne katıldığını belirtti.
Bu durum, afet bilincinin sadece teknik değil, psikolojik ve sosyolojik boyutlarının da desteklenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.