Büyük Ölçekli Kentsel Yenileme Projeleri Mimari ve Tasarım Koordinasyon Yöneticisi Mimar Işıl Yıldız bugünkü yazısında deprem dirençli kentler yaratmanın önemine değindi.
Işıl Yıldız'ın yazısı şu şekilde: Deprem Dirençli Kentler Yaratmak: Kentsel Dönüşümde Yeni Bir Paradigma Türkiye, aktif fay hatları üzerinde yer alan bir ülke olarak, deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek zorunda.
Ancak bu öğrenme süreci yalnızca afet sonrası müdahalelerle değil; bilimsel, planlı ve bütüncül bir yaklaşımla şekillenen kentsel dönüşüm politikalarıyla mümkün olabilir.
Bugün artık kentsel dönüşüm, sadece eski binaların yenilenmesi değil; aynı zamanda deprem dirençli, sürdürülebilir ve yaşanabilir kentler inşa etme sorumluluğu taşımalıdır.
Bir kentsel dönüşüm uzmanı mimar olarak gözlemim şu ki, mevcut dönüşüm uygulamalarının önemli bir kısmı hâlâ yapı ölçeğinde kalmakta, kent ölçeğinde riskleri yeterince ele almamaktadır.
Oysa deprem direnci, yalnızca binanın taşıyıcı sisteminden ibaret değildir. Zemin yapısı, ulaşım altyapısı, açık alan organizasyonu, acil durum erişimi ve sosyal donatıların dağılımı gibi pek çok faktör, bir kentin afet karşısındaki dayanıklılığını belirler.
ZEMİN GERÇEĞİ Deprem dirençli kentlerin ilk adımı, doğru zemin analizidir. Türkiye’de birçok şehirde, özellikle büyük metropollerde, yerleşim kararlarının geçmişte yeterli jeolojik etütlere dayanmadan alındığını biliyoruz.
Bu durum, dönüşüm projelerinde sadece bina yenilemenin yeterli olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Mikro-bölgeleme çalışmaları, yerel zemin sınıflandırmaları ve risk haritaları, planlama süreçlerinin vazgeçilmez bir parçası haline getirilmelidir.
PARSEL BAZLI DÖNÜŞÜMDEN ALAN BAZLI YAKLAŞIMA GEÇİŞ Mevcut uygulamalarda sıkça karşılaşılan parsel bazlı dönüşüm modeli, yapı kalitesini artırsa da kentsel bütünlük açısından ciddi eksiklikler barındırmaktadır.
Dar sokaklar, yetersiz toplanma alanları ve düzensiz yapılaşma devam ettiği sürece, deprem sonrası kaos kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle alan bazlı dönüşüm modellerine geçiş kritik önemdedir.
Bu model, sadece binaları değil; yolları, parkları, altyapıyı ve sosyal alanları birlikte ele alır. AÇIK VE YEŞİL ALANLARIN STRATEJİK ROLÜ Deprem sonrası en büyük ihtiyaçlardan biri güvenli toplanma alanlarıdır.
Ancak günümüzde birçok şehirde bu alanlar ya yetersizdir ya da imara açılmıştır. Oysa açık ve yeşil alanlar, sadece afet sonrası değil, afet anında ve öncesinde de kritik rol oynar.
Bu alanların planlı, erişilebilir ve yeterli büyüklükte olması, kentsel direncin temel göstergelerinden biridir. ALTYAPI VE ULAŞIMIN SÜREKLİLİĞİ Deprem anında ve sonrasında ulaşım ağlarının işler durumda kalması, arama- kurtarma ve acil yardım faaliyetleri için hayati önem taşır.
Bu nedenle yol genişlikleri, alternatif ulaşım aksları ve kritik bağlantı noktaları dönüşüm projelerinde öncelikli olarak ele alınmalıdır. Aynı şekilde su, elektrik, doğalgaz ve iletişim altyapılarının da deprem senaryolarına göre yeniden tasarlanması gerekir.
TOPLUMSAL BİLİNÇ VE KATILIM Deprem dirençli kentler yalnızca teknik çözümlerle inşa edilemez. Toplumun bu sürece aktif katılımı ve bilinçlendirilmesi şarttır.
Kullanıcıların taleplerini, yaşam alışkanlıklarını ve sosyal ihtiyaçlarını göz ardı eden projeler uzun vadede başarısız olur. Bu nedenle katılımcı planlama süreçleri, dönüşümün ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
DİRENÇLİ KENTLER TERCİH DEĞİL ZORUNLULUK Artık kentsel dönüşümü bir “yenileme” değil, bir “yeniden kurma” süreci olarak görmek zorundayız.
Deprem dirençli kentler yaratmak; bilim, mühendislik, mimarlık ve sosyal politikaların entegre edildiği disiplinler arası bir yaklaşım gerektirir. Bu yaklaşım benimsendiği takdirde, gelecekte yaşanacak depremler felakete değil, yönetilebilir krizlere dönüşebilir.
Unutulmamalıdır ki, afetler değil; ihmaller felakete dönüşür. Bugün atılacak doğru adımlar, yarının güvenli kentlerini inşa edecektir.